Ekonomik Krizlerin Toplum Tercihleri Üzerindeki Etkileri

Ülkemizde Osmanlı son döneminden başlayarak günümüze kadar bir çok ekonomik kriz yaşanmıştır. Her yaşanan ekonomik kriz toplumu derinden etkilemiştir. Bu krizlerden toplum istikrarlı güçlü yönetimlerle ya güçlenerek çıkmış, devletine güveni artmış, ya da arka arkaya yönetimlerdeki zaaflar nedeniyle hepten sefalete sürüklenmiştir. Hatta devletin güç kaybetmesine, dolayısı ile iç karışıklıklarla devletin başa çıkamaması sonucu ciddi toprak kayıplarına neden olmuştur. Tarihimizde acı örneklerle yerini almıştır. Ekonomik krizlerin toplum tercihleri üzerindeki etkilerini gerek Sosyal boyutu ve gerekse toplumun mayasını oluşturan dini manevi boyutuyla masaya yatırmakta yarar vardır.

Özellikle Cumhuriyet dönemi ekonomik krizlerini inceleyecek olursak, bunların çıkış sebeplerinin tamamına yakınının istikrarlı güçlü yönetimlerden sonra yönetime gelen ya askerlerin çeşitli nedenlerle darbe yaparak ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemeleri, ya da seçimlerde toplumu arkasından sürükleyecek çok güçlü liderlerin olmaması sonucu yönetim zafiyetinden kaynaklanmıştır. Ülke yönetimindeki zafiyet, siyasilerdeki çıkar çatışmalarının, siyasetçi, bürokrat, işadamı, banka sarmalında ülkenin ekonomisinin sömürülmesine, toplumun ekonomik yaşantısının göz ardı edilmesine sebep olmuştur.

Bir çok kriz sonrası toplum sosyal yaşantısını, örf adetini, dini milli manevi duygularını değiştirmemiş, devletine olan güvenini sarsmamıştır. Lakin özellikle son dönem krizler ve toplumda din ve maneviyat adına güven tesis etmiş grupların ve siyasetçilerin kendi çıkar çatışmalarına girmeleri, devlet yönetimindeki güçlerini kötüye kullanmaları toplumda sosyal ve manevi kırılmalara neden olmuştur. Toplumun öncelikli tercihleri kökten değişmiştir.

Buna örnek olarak daha önceki siyasi ve ekonomik krizlerde küçük çaplı olarak karşılaşmakla birlikte, ilk 28 Şubat 1997 de toplumun devletiyle yaşadığı manevi kriz ve sonrasında gelen 2000 ve 2001 krizlerinde ciddi olarak karşımıza çıkmaktadır. 2001 krizi sonrasında toplumda bireysel ekonomik değerler ön plana çıkmış, bunun sonucu çekirdek aile ekonomisi terk edilerek, her birey kendi ekonomisini düşünür olmuştur. Bunun sonucunda ekonomik olarak bireyler kendi ailesine, çevresine, devletine güven duygusunu yitirmiştir. Ben merkezli bir ekonomik düşünceye sahip olmuştur. Ekonomi milli manevi duyguların önüne geçmiştir. Bu durum Din ve Maneviyat önderlerinin yeni nesille iyi bir iletişim kuramaması ve din adına hareket eden bir kısım yapıların kendi çıkarları için devleti ele geçirme teşebbüsleri dini hayatımızın yeni nesil tarafından sorgulanmasına neden olmuştur.

15 Temmuz 2016 da kendine dini cemaat süsü vermiş bir yapının ülkede güçlü ve istikrarlı yönetimi, öncesinde hırsızlık ve yolsuzlukla suçlayarak zayıflatma çabaları, sonrasında ise askeri darbeye kalkışmaları ülkenin manevi dinamiklerini yerinden sarsmış, askeri ve ekonomik olarak ülkenin zor durumda kalmasına neden olmuştur. Sonrasında gelen Covid salgını ve Ukrayna Rusya savaşlarına Ülkedeki ekonomik ilerlemeyi yavaşlatmıştır. Buna dış kaynaklı ekonomik operasyonlarda eklenince toplum ciddi bir hayat pahalılığı ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu birey merkezli ekonomik düşünce teknolojinin gelişmesiyle hızla harcamaları artırmış, bireylerin kanaat ve tasarruf etme duygularını yok etmiştir. Çılgınca harcama hastalığına yakalanmış bireyler sürekli az çalışıp çok gelir elde etme peşine düşmüşlerdir. Bireylerdeki düşünme, idrak etme, yaşamı sorgulama, bunun sonucunda geleceğe dönük ekonomik plan yapma yetilerinin yok olması sonucu, tüketim algılarına teslim olunmuştur. Önüne konan bilgiyle yetinen, sürekli harcama yapan, sürü psikolojisine sahip bireyler ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak bireylerin ben merkezli ekonomik anlayışa hakim olmaları, birinci tercihlerinin her zaman için ekonomi olması, onları dış algılara açık hale getirmiş, kolay manipüle edilebilir hale getirmiştir. Özellikle sosyal medya, dizi, filim vs ile lüks bir hayat önlerine konmuştur. Bireyler kendilerine gösterilene inanmış, sosyal medyada takip ettikleri algı fenomenlerinin tuzağına teslim olmuşlardır. Devlet, vatan, din, maneviyat duyguları yok edilmiştir. Para en büyük tanrıları olmuştur. Hızlı kazan, hızlı yaşa, hızlı harca, hızlı tüket mottosu yeni nesli esir almıştır.

Çözüm olarak aslan düştüğü yerden kalkar misali, hızla aile yapımız onarılmalı, birey merkezli bir yapıdan aile merkezli yapıya geçilmeli, devletin aileyi güçlendirici tedbirler alması ve sosyal ve manevi aktiviteleri güçlendirici yapılar oluşturmalıdır. Sosyal ve Siyasi, dini kanaat sahiplerinin yeni teknolojik gelişmeler ışığında gençlerle iletişimlerini gözden geçirmeli, onların ekonomik refahlarını olumlu yönde kanalize edecek plan ve programları hayata geçirmelidir.

Turan Aslantürk